Romancılık notları

Kurslar, okullar, seminerler, atölyeler.... Size roman yazmayı öğreteceğini iddia eden bir dizi insan bulabilirsiniz. Ama kim ne derse desin, romancılık yazdıkça, okudukça (ve büyüdükçe) olgunlaşan bir zanaat. Eş dosttan gelen yorumlar, eleştiriler ve yüreklendirmelerin de elbette bu eğitimde payı var, ama her roman, en temelde "insanın hikayesini" anlattığından, en iyi eğitmenler de hikayesini anlattığımız bu insanlar. Bu insanların gitmek istedikleri yoldan gitmeyi öğrenen bir yazar, roman yazabilecek kıvama gelmiştir. Bazı pratik bilgilere:

Konudan ve türden sapmayın
Bir cinayeti anlatıyorsanız, insan doğasının ilkelliği, vahşiliği üzerine bir inceleme yazmaya girişmeyin. Bırakın, bunu filozoflar yapsın, siz sadece bir adam tarafından öldürülen bir insanın hikayesini anlatın. İnsanlar düşündüğünüzden daha azına razılar çoğunlukla. Ayrıca insanlar düşündüğünüzden daha fazlasını biliyorlar. O yüzden siz sadece cinayeti anlatın. Roman alıp okumak isteyen, cinayet hakkında bir şeyler öğrenmek isteyecek çünkü. Sizin insan psikolojisi üzerine engin bilgi birikiminiz inanın, onu zerre kadar ilgilendirmiyordur o sırada. Daha da kötüsü, sizin bilgeç bir edayla kağıda döktüğünüz psikolojik ve felsefi yorumlar muhtemelen okurunuzun zaten bildiği şeyler olacak. Bir sayfa bittikten sonra, ikinci sayfaya geçirebiliyor musunuz okurunuzu, siz bunu düşünün sadece.

Hayat geri sarmıyor, siz de sarmayın
Bir insanın bir gününü, bir haftasını, bir yılını anlatıyorsunuz. Zamana sadık kalın. Bir ileri, bir geri atlamayın. Elbette bunun yapıldığı sayısız film ve roman var. Hatta sondan başlayıp başa gidenleri bile var. Siz önce dümdüz ileriye doğru ilerleyen bir roman yazın, bunun ne kadar zor olduğunu görün, ondan sonra cambazlık denemeleri yapmaya başlayabilirsiniz. İkinci zamanın hızı belli. Hayat sabit bir hızla ilerliyor. Durmuyor, yavaşlamıyor, hızlanmıyor... Hikayenin temposunu tutturun. Okurunuzun kafasını karıştırmanız size ve romancılığınıza hiçbir fayda sağlamayacak.

"Ben para kazanmak için yazmıyorum" gibi soylu düşünceleri bir kenara bırakın
Para için yazmıyorsanız, insanlar için de yazmıyorsunuz. Kendiniz için yazıyorsunuz. Düşünceleriniz kimseyi ilgilendirmeyeceğinden, onları sadece kendinizle paylaşabilirsiniz. Vaktimizin bir kısmını "romanınız" için bizden istiyorsanız, bize karşılığında bir şey verebilmelisiniz. Sadece sizi ilgilendiren şeylerle gelmeyin karşımıza. Zaman sadece sizin için değil, hepimiz için değerli.

Para kazanmayı hedeflemenin hiçbir zararı yok. Kapitalizmin, küçük, kirli (ama tatlı) sırrı da burada işte. Para kazanmayı hedefliyorsanız, insanların ilgisini çekecek şeyler peşindesiniz demektir. Bunda da hiçbir yanlışlık yok. Hatta romancılığın da en büyük ahlaki görevi (illa ahlaki bir görev yükleme ihtiyacı duyuyorsanız) yaşadığımız dünyaya, ilgilendiğimiz şeylere ayna tutabilmek. Birilerinin ilgisini çekebiliyorsanız, bilin ki doğru yoldasınız. Bunun sonunda para kazanacak olmanız gerçeği de... sizi niçin mutsuz etsin?

Aşk romanı diye bir şey yok!
Var aslında... ama olmamalı. Romantik bir toplumda yaşıyoruz. Siz de doğal olarak bir aşk romanı yazmak isteyeceksiniz. İhanetler, intikamlar ve kırık kalpleri anlatmak isteyeceksiniz. Bunda bir zarar yok. Ama bütün romancılık kariyerinizi bunun üstüne kuruyorsanız şimdiden bu işi bırakabilirsiniz. Aşk bizi doyurmuyor, mesleğimiz aşk değil, sorunlarımızın kaynağında aşk yok, aşk yüzünden savaşmıyoruz, hatta aşk için yaşamıyoruz... Aşk sadece aşk. Sefiller dünyanın en büyük aşk romanı belki. Anna Karenina da öyle. Ama her ikisinde aşkın yanısıra, öylesine büyük toplumsal travmalar ve önyargı, sınıf farkı, cinayet, macera gibi kavramlar var ki, siz bir aşk hikayesi okuduğunuzu düşünürken bir dönemin panoramasını okuyorsunuz aslında. Bu romanları büyük yapan da (hacimleri dışında) bu işte. Aşk, romanınıza tatlı bir renk katacaktır ama iki insanın aşkını (ya da romancılığa daha uygun olsun diye üç insanın karmaşık aşkını) anlatmaya oturmayın. Aşk, gerçek de de olduğu gibi hayatının bir parçası olsun sadece. Kahramanın mesleği "aşık adam" olmasın.

"Kumar oynamanın iki güzel yanı vardır: Kaybetmek ve kazanmak."
İnsanoğlu çelişkilerden gizli bir haz alır. Tekrar aşk hikayenize geri dönecek olursak... Bir adamla bir kadın aşıklar birbirlerine... Bir sürü engel atlatıp sonunda birbirine kavuşuyorlar. Ya da kavuşmuyorlar, ölüyorlar. Sıkıcı... Şimdi hikayeye bir kişi daha katalım. Kadın, iki adama birden aşık. Güzel bir çelişki doğdu... kadın hangisini seçecek? Biraz daha ileri götürelim. Kadın birini seçti. Ama olacak iş deği!.. Adamlardan biri hem kadına, hem de diğer adama aşık çıktı. İşte romancılık burada başlıyor....

Empati
Okurunuzun kendini karakterlerle özdeşleştirebilmesi gerekiyor. İki uzaylıyı anlatıyorsanız bile, okurunuz uzaylılarla duygudaş olabilmeli. Onları anlayabilmeli, kendini onların yeşil derilerinin içine sokabilmeli. Kahramanlarınız robotlar bile olsa, bizimle (sıradan insanlar olan bizlerle) aynı duyguları taşıyabilmeliler. Robot gezegeninin özlüyorsa bu okurunuzun kafasında ampullerin yanmasını sağlayacak. Çünkü o da, eskiden yaşadığı mahalleyi özlüyordur. Robot, bir insanı yanlışlıkla ezdiği için pişmanlık duyuyorsa, biz de vaktiyle ezdiğimiz salyangozu düşünüp vicdan azabı çekebileceğiz. Robot dünyayı kurtarıyorsa, biz de güçlü egolarımız sayesinde, kendimizi onunla bir göreceğiz ve "Evet, ben de olsam bunu yapardım işte!" diyeceğiz. Bunları dedirtmiyorsanız, okurunuzun yavaş yavaş romanınızdan sıkılacak demektir.

0 yorum:

Yorum Gönder

 
Copyright 2009 Diren YARDIMLI
BloggerTheme by BloggerThemes | Design by 9thsphere