Resmi (official, officiel, öffentlich) kavramı çok büyük ölçüde devletle ilgili olanı anlatır. TDK'nın Büyük Türkçe Sözlük adlı derlemesi, "resmi" ya da "resmiyet" için daha duygusal (ya da duygu-yoksunu) açıklamalar getirir: Samimi olmayan, teklifli, ciddi.
Yüzyıllardır resmiyeti temsil eden birçok şey olmuştur. Örneğin Avrupa'da ve Amerika'da (daha doğrusu antik Yunan ve Roma uygarlığının mirasçısı olan dünyada) resmi yapılar binlerce yıldır (ve büyük ölçüde günümüzde de) klasik ya da neo-klasik stilde inşa edilir. Çünkü sütunlar ve simetri ciddiyeti, dolayısıya "resmiyeti" anlatan formlardır. Bir devletin kurumlarının ağır başlı, ciddi ve güvenilir olması beklenir. Özel değildir, öznel olamazlar. Dolayısıyla pop-art ya da empresyonist tarzda inşa edilmeleri devletlerin doğasına (ki devletin çok yakın dönemlere kadar sadece 'kamu'yu -yani geneli- ilgilendirdiği kabul edilirdi, 'birey'i -yani özeli- değil) aykırıdır.
Elbette resmiyet sadece mimaride kendini ifade etmez. Aynı şekilde bu binaların üzerinde de çoğunlukla Latince yazıtlar yer alır. Latince (Katolik kilisenin resmi dili olmasının yanısıra) özel bir kültürün ya da bir ulusun dili olmaması açısından, ama aynı zamanda ihtişamlı Roma uygarlığının dili olmasıyla, "resmiyete" en uygun dildir. Elbette uzun geçmişi ve yüzyıllar boyunca felsefenin, bilimin ve tıbbın dili olması da Latince'nin ciddiyetini, nesnelliğin ve aynı zamanda 'mesafeliliğini' pekiştirir. Roma uygarlığının ihtişamı ve örgütlü devlet yapısı, modern Avrupa devletlerine (Hitler'in Almanya'sı dahil) esin kaynağı olmuştur. Oxford Üniversitesi'nin önünde Dominus illuminatio mea (Tanrı Işığımdır) yazar. Alman adalet sistemimin sloganı Iura novit curia (Mahkeme kanunu bilir)'dir.
Ancak ABD Adalet Bakanlığının armasına ya da Norveç Devlet Kütüphanesi'nin giriş kapısına ya da ABD'deki Beyaz Saray'ın web sitesine dikkatlice bakan biri, bütün bu kurumlarda ortak bir şey daha görecektir.


Bu binaların ya da kurumların 'font'ları. Hepsinde tercih edilen yazı türü çentikli, simetrik ve sütun gibi harflerden oluşur. Bu yazı karakteri Times ya da Roman adlı yazı karakteridir. Bunlar Kuzey Avrupa ve çok büyük ölçüde buranın göçmenlerinin oluşturduğu ABD'nin "resmi" yazı karakteridir. Orta Avrupa'ya inildiğinde fontların karakterleri değişir. Almanya'da ya da İsviçre'de resmiyetin yazı karakteri çentikli değildir. Simetri yine vardır ama çentikli harflerin yerini, dümdüz çubuk harfler alır. Bunun en iyi örneği bugün Lufthansa'dan Nestle'ye kadar bir dizi kurumun kullandığı Helvetica'dır. Helvetica gayri-resmi olarak bu toplumların 'resmi' yazı karakterleridir. Herhangi bir Alman bakanlığının web sitesine giren biri, buralarda Times değil Helvetica'nın ağır bastığını görecektir.

Orta Avrupa'nın bütün dünyaya armağanı. Helvetica fontuyla yazılmış tabelalar ve yol işaretleri.
Kolay anlaşılır, kolay üretilebilir, işlevsel ve fanteziden uzak bir yazı karakteri.
Fontlar, çoğumuzun hayatına bilgisayarlarla girdiyse de (daktiloların hepsi Courier denilen bir fontu kullanıyordu) fontların tarihi bilgisayarlardan çok daha geriye gider. Unutulmaması gerekir ki bugün bilgisayarlarımızla gelen yazı karakterlerinin bir çoğu orta çağdan beri evrimleştikten sonra Windows, Linux ya da Macos'a dahil olmuştur. Bu durum sadece bilgisayarlarda geçerli değildir. Avrupa'da resmi yapılarda, büyük kurumlarda, Amerika'da filmlerin ve kitapların afişlerinde kullanılan yazı karakterlerinin tümü, yüzyıllar içerisinde evrimleşmiş harflerin mirasından yararlanırlar. Tüm yazı karakterleri bir duyguyu, bir mesafeyi (ya da yakınlığı) ve bir tarihsel dönemi ifade eder. Dan Brown'ın romanlarında ya da John Grisham'ın romanlarından uyarlanan filmlerde soğuk ve ciddi Trajan Pro (ve benzeri fontlar) tercih edilir, yemek kitaplarında daha samimi olan (ama yine de ciddiyeti elinden bırakmayan) Garamond kullanılır. Bu yazı stilleri yüzlerce yıl içerisinde olgunlaşmış, yontulmuş ve son şekillerini almışlardır ve her biri farklı bir açıdan gözü okşar. Ortak yanları yalınlıkları, simetrileri ve güven uyandırıcı olmalarıdır. Windows'un "resmi" yazı karakterleri Arial ve Times New Roman da bu geleneğin bir devamıdır. (Microsoft ilk Windows'larda Times ve Helvetica fontlarının sahiplerine telif ödemekten kaçınmak için, bu fontları bir miktar deforme ederek kendi fontlarını geliştirdi. Bu yazı karakterleri de bugün hepimizin tanıdığı Arial (Helvetica) ve Times New Roman (Times ve Roman yazı karakterlerinin bir karışımı) adlı karakterlerdir)

Yüzyıllardır resmiyeti temsil eden birçok şey olmuştur. Örneğin Avrupa'da ve Amerika'da (daha doğrusu antik Yunan ve Roma uygarlığının mirasçısı olan dünyada) resmi yapılar binlerce yıldır (ve büyük ölçüde günümüzde de) klasik ya da neo-klasik stilde inşa edilir. Çünkü sütunlar ve simetri ciddiyeti, dolayısıya "resmiyeti" anlatan formlardır. Bir devletin kurumlarının ağır başlı, ciddi ve güvenilir olması beklenir. Özel değildir, öznel olamazlar. Dolayısıyla pop-art ya da empresyonist tarzda inşa edilmeleri devletlerin doğasına (ki devletin çok yakın dönemlere kadar sadece 'kamu'yu -yani geneli- ilgilendirdiği kabul edilirdi, 'birey'i -yani özeli- değil) aykırıdır.
Tipik bir klasisit mimari örneği.
Elbette resmiyet sadece mimaride kendini ifade etmez. Aynı şekilde bu binaların üzerinde de çoğunlukla Latince yazıtlar yer alır. Latince (Katolik kilisenin resmi dili olmasının yanısıra) özel bir kültürün ya da bir ulusun dili olmaması açısından, ama aynı zamanda ihtişamlı Roma uygarlığının dili olmasıyla, "resmiyete" en uygun dildir. Elbette uzun geçmişi ve yüzyıllar boyunca felsefenin, bilimin ve tıbbın dili olması da Latince'nin ciddiyetini, nesnelliğin ve aynı zamanda 'mesafeliliğini' pekiştirir. Roma uygarlığının ihtişamı ve örgütlü devlet yapısı, modern Avrupa devletlerine (Hitler'in Almanya'sı dahil) esin kaynağı olmuştur. Oxford Üniversitesi'nin önünde Dominus illuminatio mea (Tanrı Işığımdır) yazar. Alman adalet sistemimin sloganı Iura novit curia (Mahkeme kanunu bilir)'dir.
Ancak ABD Adalet Bakanlığının armasına ya da Norveç Devlet Kütüphanesi'nin giriş kapısına ya da ABD'deki Beyaz Saray'ın web sitesine dikkatlice bakan biri, bütün bu kurumlarda ortak bir şey daha görecektir.


Bu binaların ya da kurumların 'font'ları. Hepsinde tercih edilen yazı türü çentikli, simetrik ve sütun gibi harflerden oluşur. Bu yazı karakteri Times ya da Roman adlı yazı karakteridir. Bunlar Kuzey Avrupa ve çok büyük ölçüde buranın göçmenlerinin oluşturduğu ABD'nin "resmi" yazı karakteridir. Orta Avrupa'ya inildiğinde fontların karakterleri değişir. Almanya'da ya da İsviçre'de resmiyetin yazı karakteri çentikli değildir. Simetri yine vardır ama çentikli harflerin yerini, dümdüz çubuk harfler alır. Bunun en iyi örneği bugün Lufthansa'dan Nestle'ye kadar bir dizi kurumun kullandığı Helvetica'dır. Helvetica gayri-resmi olarak bu toplumların 'resmi' yazı karakterleridir. Herhangi bir Alman bakanlığının web sitesine giren biri, buralarda Times değil Helvetica'nın ağır bastığını görecektir.

Orta Avrupa'nın bütün dünyaya armağanı. Helvetica fontuyla yazılmış tabelalar ve yol işaretleri.Kolay anlaşılır, kolay üretilebilir, işlevsel ve fanteziden uzak bir yazı karakteri.
Fontlar, çoğumuzun hayatına bilgisayarlarla girdiyse de (daktiloların hepsi Courier denilen bir fontu kullanıyordu) fontların tarihi bilgisayarlardan çok daha geriye gider. Unutulmaması gerekir ki bugün bilgisayarlarımızla gelen yazı karakterlerinin bir çoğu orta çağdan beri evrimleştikten sonra Windows, Linux ya da Macos'a dahil olmuştur. Bu durum sadece bilgisayarlarda geçerli değildir. Avrupa'da resmi yapılarda, büyük kurumlarda, Amerika'da filmlerin ve kitapların afişlerinde kullanılan yazı karakterlerinin tümü, yüzyıllar içerisinde evrimleşmiş harflerin mirasından yararlanırlar. Tüm yazı karakterleri bir duyguyu, bir mesafeyi (ya da yakınlığı) ve bir tarihsel dönemi ifade eder. Dan Brown'ın romanlarında ya da John Grisham'ın romanlarından uyarlanan filmlerde soğuk ve ciddi Trajan Pro (ve benzeri fontlar) tercih edilir, yemek kitaplarında daha samimi olan (ama yine de ciddiyeti elinden bırakmayan) Garamond kullanılır. Bu yazı stilleri yüzlerce yıl içerisinde olgunlaşmış, yontulmuş ve son şekillerini almışlardır ve her biri farklı bir açıdan gözü okşar. Ortak yanları yalınlıkları, simetrileri ve güven uyandırıcı olmalarıdır. Windows'un "resmi" yazı karakterleri Arial ve Times New Roman da bu geleneğin bir devamıdır. (Microsoft ilk Windows'larda Times ve Helvetica fontlarının sahiplerine telif ödemekten kaçınmak için, bu fontları bir miktar deforme ederek kendi fontlarını geliştirdi. Bu yazı karakterleri de bugün hepimizin tanıdığı Arial (Helvetica) ve Times New Roman (Times ve Roman yazı karakterlerinin bir karışımı) adlı karakterlerdir)
Türkiye'de ise durum bir anda değişir. Sokağın köşesindeki dönercinin tabelasında Amerika Merkez Bankası'yla aynı yazı karakteriyle karşılaşılabilir. Ya da bir mahkemenin kapısında şişman gövdeli, eğimli ve aslında son derece gayri-ciddi bir anlatıma sahipyazı karakteri göze çarpabilir. Türkiye'de bir 'font' kültürü yoktur, çünkü bir font geçmişi yoktur. Profesyonel ya da amatör çoğu tasarımcı, yaptıkları tasarıma göre font seçerler, tanıtılacak ürünün karakterine ve neyi ifade ettiğine göre değil. Örneğin bir Hegel ya da bir Victor Hugo'nun kitabını hazırlayan bir tasarımcı, kapakta modern bir yazı karakteri tercih ediyorsa, aslında eserin içeriğinden tamamen kopuk bir tasarım üzerinde çalışıyordur. Font tercihi, göründüğü kadar keyfi bir şey değildir aslında. Çoğu durumda bir resimden ya da bir fotoğraftan çok daha fazlasını simgeler. Ancak bunun için, kültürün geçmişinde yazı karakterlerinin de bir yeri olmalıdır. Türkçe'de harflerin bir belleği, bir tarihi yoktur, M ve M arasında bir ifade ayrımı yoktur. Çoğu insan 80'lerin ya da 70'lerin yazı karakterlerini tanır, ama 20'lere ya da 19. yüzyılın yazı karakterlerine inildiğinde bir 'tabula rasa' ile karşı karşıya gelinir. 85 yıllık bir Latince harf deneyimi olan bir ulus için elbette bu kaçınılmaz bir durumdur. Avrupa yüzyıllar içerisinde harflerini kusursuzlaştırmaya çalışırken ve her yazı karakteri kültürlerle beraber evrimleşirken, Osmanlı aynı dönem içerisinde hattatlarını olgunlaştırmakla meşguldür. Cumhuriyete geçiş kaçınılmaz olarak birçok köklü sanat ve geleneğin sonunu getirmiştir. Hattatlık da yüzyıllardır devam eden bir sanat olarak birkaç yıl içinde yok edilince, bir anda bütün bir ulus "yazısız" kalmıştır. Cumhuriyet, kültürümüzde hiçbir geçmişi olmayan Latince yazı formlarıyla Türk ulusuna armağan edildi. Daha önceki yazılarda da belirttiğimiz gibi bu geçişin sancıları fazlaydı, bununla birlikte yararları, zararlarından fazla olduğundan, amaç (hele de fontlardan yola çıkarak) Cumhuriyet'in yarattığı değişimi eleştirmek değildir. Her ne olursa olsun, fontlar konusundaki durumumuzun, kullandığımız bütün harfleri ödünç aldığımız gerçeğinin farkında olmamızın hiçbir zararı olamaz. (Bunda gocunulacak birşey de yoktur, Avrupa da aynı şekilde sayılarını Arapça'dan, müzik notalarını Hindistan'dan ödünç almıştır.) Bununla birlikte, bu ödünç almanın bazı çok ciddi çelişkilere ve eksiklere neden olduğu ortadadır. Anayasa Mahkemesi'nin duvarında doğru bir yazı karakteri kullanılmaması, önemsiz bir ayrıntı gibi görünüyor belki ama aslında uzun vadede bütün bir kurumun güvenilirliğini etkilemektedir. Cumhurbaşkanlığı'nın web sitesinde Tahoma ya da Verdana gibi zevksiz ve sadece Windows için tasarlanmış yazı fontlarının tercih edilmesi, sadece kötü bir web tasarımını değil, 'geçmişi olmayan bir kurum' hissi uyandırmaktadır.
İyi bir tasarımcı, sadece güzel kompozisyon yapmakla yetinmemelidir. Kullandığı her harfin geçmişini bilmelidir, neyi ifade ettiğini ve neyi ifade etmediğini bilmelidir. Okuma yazma oranı Latince harflerin kullanılmaya başlandığı günden beri olağanüstü derecede artmıştır, ama bu durum kamuda Latince harfleri içselleştirme sürecinin tamamlandığı anlamına gelmez. Harfler, sesleri ve genel geometrik şekilleri dışında birçok başka özellik taşırlar, ve onlara ifade veren de tam bu özellikleridir.
İyi bir tasarımcı, sadece güzel kompozisyon yapmakla yetinmemelidir. Kullandığı her harfin geçmişini bilmelidir, neyi ifade ettiğini ve neyi ifade etmediğini bilmelidir. Okuma yazma oranı Latince harflerin kullanılmaya başlandığı günden beri olağanüstü derecede artmıştır, ama bu durum kamuda Latince harfleri içselleştirme sürecinin tamamlandığı anlamına gelmez. Harfler, sesleri ve genel geometrik şekilleri dışında birçok başka özellik taşırlar, ve onlara ifade veren de tam bu özellikleridir.


1 yorum:
güzel bir yazı olmuş fakat başlık alakasız kalmış. en azından google dan ararken bulmak imkansız.
Yorum Gönder